Okuyucu Notları- Mahir Ünsal Eriş, Olduğu Kadar Güzeldik
Okuyucu Notları- Mahir Ünsal Eriş, Olduğu Kadar Güzeldik
Unutmamak adına her kitapla karşılaşma hikayemi anlatmadan geçmeyeceğim. Doğumgünlerinden, tebriklerinden, hediyelerinden hoşlanmadığımı bilen biliyor. İşte bu kitap öylesine başıboş, öylesine sakin, öylesine pineklenilesi bir günde dostumun sırt çantasında kapımı çaldı. "Senin seveceğini düşündüm, bu yüzden sana getirdim." dedi. Onun bu cümlesi doğumgünlerine özel tüm iyi ki varsınları kalbinden vurmuyor mu? Sebebini anlayamadığımız nunlardan bile güzel. Sayın Eriş'in deyimiyle; bir güzel ahbabsın, söylememek olmazdı.
Kitabımıza dönecek olursak, içerisinde toplam sekiz kısa hikaye var. Hikayelerin hemen hepsinin sonunda 'şimdi bu adam ne yapacak?' iç çekişi hasıl oluyor. Garip bir hüznü derin bir kabullenişle anlatınca ara ara gülerken buluyorsunuz kendinizi. Son sayfaya geldiğimde çok kere dediğim şeyi yineledim. 'Her şeyin, her kalbin, her yerin bir hikayesi var.' Oturup kulak vermek lazım.
Mesela evimin yolunun üstünde olan, mütemadiyen her gün önünden geçtiğim apartmanın ikinci katında yıllar önce korkunç iki cinayet işlendiğini geçen gün öğrendim. Hırsızlık davasıymış. Durup hiç dinlememiş, hiç okumamışım. Sıradan bir ev diyip geçmişim. İnsani ilişkilerde de benzer şeyler oluyor. İki ayrı hikayenin karşılaştığı noktada en acıklı, en heyecanlı, en mutlu gibi "en" yarışlarına girip anlatmaktan dinlemeye vakit bulamıyoruz. Sıradışı olmak bu en'lerle yarışmak değil ki. Sıradışı olmak; anlatabiliyor oluşumuz. Her birimiz günün birinde 'sıradışı'lıktan uzak da olsa, Olduğu Kadar Güzel olduğumuzu kabul edeceğiz ve birbirimizi anlamaktan-birbirimize anlatmaktan korkmayacağız. Elbet günün birinde bu olacak. İşte sayın Eriş, Benim Adım Feridun'u da Malibu'yu da diğer altı hikayeyi de bu kabullenişi yaşayan anlatıcıların ağzından yazmış. Belki de ufak bir gülümseyebilelim diye. Doğrusu böylesini pek sevdik.
Biz bizim hikayeyi 'şimdi bu adam ne yapacak?' sorusuyla baş başa bırakmamak adına bir kısa özetle cinayetin sorumlusunun sonrasını anlatalım. İlk başlarda katil ölenin kocası sanılıp adama türlü eziyetler edilip sakat bırakılmış, asıl katil iki yıl sonra yakalanmış ve hakkında apar topta idam kararı verilmiş, allem edilmiş kallem edilmiş uzun davalar sonucu kalemi kırılmaktan son anda yırtmış, senelerce yattıktan sonra içeriden deli raporuyla erken tahliye olmuş ama çıktıktan kısa bir süre sonra araba çarpması sonucunda kısmi felç kalmış. Senelerdir yatalak ve şu anda hâlâ ablası tarafından bakılıyor. Sizce de koca bir hayat ve bu koca hayatın hiç bir noktasında olduğu kadarını kabullenemeyişin hikayesi gibi değil mi?
alıntılar:
"Olmayınca, bir de çok, bin de."
"Hay ben böyle aşkın ıstırabını!" deyip kalaylayamıyorsun çünkü, aşk da senin ıstırap da."
"yalnızlık ailesizlikmiş meğer.."
"Bir gecede okuyup altını çizdim satırların, kelimeleri çemberler içine aldım; şiir seviyorum, öyle gencim."
"İnsanın da insaniyetin de mazisi hatayla doludur. Çok zor zamanlarımız oldu, hepimizin oldu, oluyor. Bu cenazesine gittiğim arkadaşım var ya. O, benim hanımla evlendi. Biz evliyken görüşmeye başlamışlar hem de. Sonra boşandık, evlendiler, falan filan. O vakitler böyle meseleler vardı başımda, çok insanın ahını aldım. Ama ne oldu bak, öldü gitti adam. Kim gidiyor cenazesini kaldırmaya? Gene ben; ne olursa olsun arkadaş işte, çocukluğun beraber geçmiş. Affettim mi ben onu? Eh ettik el mecbur. Olmaz çünkü, olmuyor. Bak ömür hiçbir küslüğü sürdürecek kadar uzun sürmüyor, yetişmiyor. Gel sen de affet, helal et hakkını."
"Kanatlarımız olsa be Metin."
Zeynep Taşdelen (@zynbb.t) 📷
İletişim: nihalyasarr54@gmail.com 📮



Güzel bir ahbabsın vesselam 🌹
YanıtlaSil💛
Sil