Hatıralar


03.04.1999

Babam vefat etmeden kısa bir süre önce burasını hatırlayıp getirmişti beni. Geçmişindeki anılarını arada duraksayarak böyle cebinden bir bir çıkarıyordu. O zamanlar bizi ailecek bundan daha mutlu eden bir şey yoktu.
İşten çıkıp uzun zamandır olduğu gibi bu tatlı yerin kapısından içeri yalnız girdim. Solda nizamettin amca kasanın başında yine yeni elemanlarına işi anlatmaya çalışıyordu. İnsanlara şöyle iyi davranın, helâl lokma kazanmanın azminde olun, burun kıvırdığınızı görürsem kulağınızdan tuttuğum gibi dışarı atarım ve benzeri öğretme yöntemlerini uyguluyordu. En sonunda da "meslek ahlâkı böyle öğretilir çocuklar, ben ustamdan böyle öğrendim, kırılmayın e mi?" diye gönül almaya çalışsa; ustasının konuşmasındaki mânâyı anlayamayanlar akşamı zor edip ertesi gün gelmiyordu. Ne ben ne oğlu ahmet abi devrin artık mânâya değil paraya baktığını ona anlatamadık. Canım Nizamettin amcam bu konuşmayı onlarca değişik yeni elemana sabırla yapmaktan vazgeçmedi. İşte bu güzide eğitimi hiç bölmemek için ahmet abiye başımla selam verip üst kata çıktım.

Burası 1928 lerden kalma bir dükkan. Bir göz odacıkla başlayıp eklene eklene iki katlı, imalathanesi olan bir simit-çay evine dönüşmüş. Altmışlı yıllarda Nizamettin amca okuldan arta kalan zamanlarda burada çalışırmış. Bahsettiği meslek ahlâkını da işte buradaki ustasından öğrenmiş. Büyüyüp serpilip elinde avucunda ne biriktirdiyse burayı ustasından devir almış ve onu yine kasasının başına oturtmuş. Ustası sırlanana kadar başında taç etmiş. Babamla tanışmışlıkları da işte o gençlik yıllarındanmış. İlk defa buraya geldiğimizde nizamettin amcanın şaşkınlığı, sevinçle babama sarılışı babamın ise "bıraksana be adam, kimsin, niye sarsılıyorsun bana" demesiyle son bulmuştu. Durumu anlattığım o günden bu güne beni koruyup kollar.

Merdivenlerden yukarı çıktığımda sol tarafta kalan imalathanenin camlı kapısından bakıp Gülnihal Teyzeye el salladım. Cami ve meydana bakan masalardan birine oturdum. Üst kata genelde çok insan çıkmazdı. Namaz çıkışı cami cemaati kapının önündeki iskemleye oturur çaylarını içer, okul giriş çıkış saatlerinde öğrenciler istila eder, bir de çarşıya pazara çıkan halk yolluk alır işine bakardı. Üst katın güzelliğini çok az insan bilirdi. Bende her gün iş çıkışı gelir, kitaplarımı açar bir saatlik okuma sürem bittikten sonra imalathaneden çıkıp yanıma gelen gülnihal teyzeyle bir çay içer kalkarım. Gönül alıp gönül yapmak niyetiyle.

Bundan üç yıl önce her zamanki rutinden farklı bir şey oldu. Ben yine üst kata çıkmadan nizamettin amcayla iki laf edip, gülnihal teyzeye kolay gelsin mahiyetinde el sallayıp masama oturdum. Çok geçmedi yaşlı bir adam ve yanında bir kız çocuğu geldi, selam verip masamın balkon tarafındaki yere geçtiler. Seneler sonra üst katta o bir saatlik sürede tanımadığım birileriyle oturuyordum. Kişilerin, kalplerin ve yerlerin popüler olmayanını sevip etkilendiğimden bu durum beni üzmüştü. Yaklaşık bir ay kadar süre önce ben geliyordum, beş dakika sonra onlar geliyor başlarıyla selâm verip camın arkasına yanıma oturuyorlardı. Benim kalkmama yakın vakitte ağır ağır toparlanıp geçerken iyi akşamlar diyip gidiyorlardı Bir şey yiyip içtiklerini görmüyordum. Yaşlı amca sürekli bir şeyler anlatıyor, kızı merakla onu dinliyor ve onaylıyordu. Kimi gülüp kimi gözü yaşlı camiye doğru sessizce bakıyorlardı. İkinci haftadan sonra merakıma yenilip 'insan düzenli olarak her gün ne konuşabilir ki?' soruma cevap için konuşmalarına -utanarak-kulak misafiri olmaya karar verdim. Tam camımın arkasındalardı, iyi bile dayandım. Garip olan yaşlı adam sürekli geçmişinden bir anısını anlatıyodu ama bu anılar toplasak beş farklı çeşitti. Aynı heyecanla anlatıyor ve kız da aynı hikayeleri aynı heyecanla dinliyordu. Ayrı geldikleri bir gün vardı. Önce kız geldi, selâm verdi, balkona çıkacakken adımlarını yavaşlattı. Ona baktığımı yakalamasın diye kitaplarıma karıştırmaya başladım. Öyle heyecanlanmıştım ki, gelip karşıma ne zaman oturdu hiç bilmiyorum. Babası ağır demans hastasıymış, camın hemen ardına oturdukları için kusura bakmayayımmış, babası ısrarla oraya oturmak istiyormuş, onu çok seviyormuş. Yüzümde tebessümle dinledim ama içimde çok şey yankılandı, bilmiyor. Ardından kalktı dükkandan çıkıp gitti.

Onu gördüğüm son gün kızı yanında yoktu. Aynı ağır hareketlerle merdivenlerden çıktı ve her zaman yaptığı gibi son merdivende hafif öksürüp geldiğinin haberini verdi. Önümden geçerken başıyla selâmını verip balkona doğru yönelmişti. Kitaplarıma geri dönüp bu adamcağızı nasıl yalnız bıraktılar böyle diye düşünüyordum. Kafamı kaldırdığımda karşıma oturmuş bana tebessüm ediyordu. Eli ayağına dolaşmak deyiminin en ağır şeklini deneyimlemiştim. Kitaplarımı düşürmemden, üzerine çayımı devirmemden size bahsetmeyeceğim. Buyrun diyebildim sadece, geri kalanında sadece onu dinledim. Kızına anlattığı hikayeleri baştan sonra bir bir bana da anlattı. Daha önce de dinlemiştim ama karşıma anlatması bambaşkaydı. O hikayenin heyecanlı yerine gelince ister istemez bende heyecanlanıyordum, o gülünce istemsiz bende gülüyordum.

Babamın vefatından sonra başlayan, adamın kızıyla konuşmamızdan bu yana daha da şiddetlenen yankılarım sakinliğini işte böyle buldu. O gün bir saatim böyle geçmişti, hiç bitmemesini isteyerek. Babamın düştüğü tekrara bazen bu yaşlı adamda düşüyordu. Nasıl bitsin isterdim ki. Bir saatin sonunda yaşlı adam ceketini giyip kalkmaya hazırlandı ve ilk defa ağzından farklı bir cümle duydum: " Bu beş anıyı kızım her gün bıkmadan aynı heyecanla dinliyor. Belki ben iyi bir hikaye anlatıcısıyımdır bilmiyorum ama keşke daha fazla anlatacak şey hatırlasaydım." Elini ceketinin iç cebine götürüp bir kalem çıkardı. "Bu kalemi al ve bildiğin, sevdiğin, düşündüğün ne varsa yaz. Kimse kimseye bir şeyleri asla unutmayacağının  garantisini veremez, vermemeli ama yazabilir, yazsın da. Bu kalem artık senin, ben yazmamıştım ama sen yaz olur mu?" dedi. Ardından hiç beklemeyeceğim bir hızla kalkıp merdivenlerden indi.
Ne bir daha onu gördüm ne de bir ay boyunca oraya gelen yaşlı adamla kızının kim olduğunun cevabını Nizamettin amcadan alabildim. 
İşte o gün bu gündür yazıyor ve gün gelip bu kalemi aynı masada verebileceğim insanı bekliyorum.


İletişim: nihalyasarr54@gmail.com 📮

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar