Misafir Odası, 2
Misafir Odası, 2
Şunu kabul edelim, misafir ağırlama özel bir iştir ve misafir geri çevrilmemeye çalışılmalıdır ve gelmek isteyen misafir bekletilmemelidir. Bu kimin koyduğu belli olmayan yazısız kuralları bilmeme rağmen zaman gereği uygulayamadım ve yazı uzunca vakittir ceketimin sağ iç cebinde benimle birlikte dolaşıp durdu. Yazının asıl sahibine yani 'misafirime' sabrı için, anlayışı için, bana sunduğu destek teklifi için ve aslında en çok bu kalbimize dokunan yazısı için bir sürü teşekkür etmem gerekiyor. 🌿
Bir de şunları söylemek istiyorum. Bu yazı sayesinde bir olgunun yeniden farkına vardım. Ahir hayatımızda karşılaştığımız-yaşadığımız-planladığımız her şeyin bizim bilgimizin ve planlamalarımızın çok ötesinde bir zamanı var ve sadece zamanı gelince oluveriyor. Yazıyı bugüne kadar iç cebimde taşımamda bazı sebeplerim ve kendimce planlarım olduğunu sanarken bugün 'kul plan yapar, kader gülermiş' sözüne yakışır sonlu şöyle şeyler yaşadım; Bir kaç gün önce sahaf-kitabevi karışımı bir dükkanın devren satılık olduğunun, dahası bu devir işlerinin hüzünlü sebebinin haberini almıştık. Plansızca sözü edilen kitabevine yolumuz düştü. Sahibiyle tanıştık, sohbet ettik, hatıra fotoğrafı çektik, bu güzel karpostalı aldık, Allah'a emanet edip, şifa dileyip dükkandan ayrıldık. Sonra eve yürürken aklıma Hüseyin ve yazdıkları geldi. Onunda ifade ettiği gibi bugün zaman iç çekişlerimize karışmıştı, son paragrafının vücuda bürünmüş halini Necati Mert'in gözlerinde ve son seslenişinde görmüştük. Ben yazıyı sebeplerim üzere beklettiğimi sanarken yazı bugün yaşananlarla örtüşmek, bugün hissettiklerimizi en iyi ifade edecek şey olmak için bekletiliyormuş. Zaman esaslı bir sırmış ve kul az biraz haddini bilmeliymiş sayın herkesler.
Son olarak; Allahım, sen en güzel öğretmensin ve iyi ki hislerimizi bu kadar güzel ifade edebilen kulların var. Teşekkür ederim.
Fotoğraf karpostalın fotoğrafı, yazı ise kitabevinde hissettiklerimizin iyi bir özeti. Buyrunuz..
"Bulunduğumuz zamanın hangi süresindeyiz ? Peki ya bulunmadığımız zamanın hangi saatinde hangi ayında hangi mevsiminde idame ettiriyoruz soluklarımızı.
Yıldızlara dokunabilmiş ülkelerce yıllarca geçmişte susuz kalmış kabilelerce asırlarca ilerideyiz. Her birimizin bedeni günümüzü yaşasa da ruhlarımız farklı zamanlara dağılmıştır.
Bir kültürü, dinimizi, dilimizi yaşamamız yüzyılları günümüze taşımaz mı ? Biraz da onların doğduğu zamana götürmez mi bizi. Bilmem sahafın yolunu hala tutanlarınız var mı ? İçeri attığımız ilk adımı sararmış yapraklardan sızan bir koku karşılar. Bu kokuya dokunabilmek bile mümkünken kim diyebilir ruhunu kaybetmediğini. Kokunun kaynağına indiğimizde ise kelimelerin soluğa bindiğini, elimizden kolumuzdan tutup bizi sonu olan bir sonsuzluğa bırakışını deneyimleyeceksiniz. Bir de mısra kalıntılarına yakalanırsanız işte o vakit bırakın yolculuğu zaman iç çekişlerimize karışır belki de yükünü bulutlara taşıyıp karanlığa boğulur.
Bir güç daha var ki ; ruha bu kadar yaklaşabilen hatta temas edebilen. Yer yer gelecekteki kaygılara, umutlara, hayallere yer yer geçmişin kırgınlıklarına, hüzünlerine, yaşanmışlıklarına götüren ve notalardan başka hiç bir somut karşılığı olmayan müzik...
Ruhun gelecekte barınması hep daha külfetli gelmiştir bana, belki de bu yüzden geçmişe duyulan özlem geleceğe duyulan meraktan ağır basıyordur."
köroğlu
iletişim: nihalyasarr54@gmail.com
fotoğraf : @zynbbt



Yorumlar
Yorum Gönder