Tefrika, Bölüm 2



Sandık


"Selamünaleyküm canım annem ve babam,

Mektubuma sizleri çok özlediğimi söylemekle başlamak istiyorum. Sizler, evim, çıkmayan sokağım,inanmayacaksınız belki ama Osman Amcanın dükkan bile burnumda tütüyor.  Tertibim geldi önceki gün Artvin'den. Baba sen bilirsin Ahmeti anlatırdım sana, onun da terzi dükkanı var diyordum. İşte hayırlı bir iş için gelmişler buraya, bana da uğradı sağolsun. Durumumuzu anlatınca mektubu kendi adıyla göndermeyi teklif etti. Düşündüm, kim olduğumu açıklayıncaya kadar iki cümle de olsa sesim size gitsin istedim. İsmimi görünce açmadan dürüp kaldırdığınızı söyledi dayıoğlum. Ne çok özlediğimi bilseniz de yeter bana. Babam, sesime ses ne zaman vereceksin? Bu kırgınlık ne kad.."

Lütfiye Hanım ikinci sayfayı verir misin? Hızlı hızlı kağıt hışırtıları arasında ikinci sayfayı alıp sonuna baktı.

"...
Oğlunuz Salih."

    Dürüp zarfın içine geri koydu sayfaları. Lütfiye Hanım meraklı gözlerle yanında oturmuş bakıyordu. 
"Ne çabuk okudun öyle. Ee, kimmiş ki yazan? Sesli de okumadın. Fikriye'nin kaynatası mıymış, deme deme ölmüş mü yoksa adam?"
"Hayır Hanım, Fikriye'nin kaynatası değil. Hem ölmemiş de kimse. Dolandı ağzımıza bir ölüm lafzı.  Salih'ten gelmiş mektup. Bırakıp gitmek yetmedi aldatmacılığa da başlamış. Mektubunu okutmak için tertibinin adıyla göndermiş. Bakalım daha neler göreceğiz. Sana zahmet kaldırıver diğerlerinin yanına." Sesi kırgın. 
Lütfiye Hanım yavaşça uzanıp zarfla birlikte elini tuttu Cevdet Beyin. Aslında kalbin içine seslenme biçimi bu, az insan biliyor. 
"İki gözüm, bu kırgınlık hiç geçmeyecek mi? Küsülü kalmaktan yorulmadın mı? Bir evladımız var bizim. Canımızdan bir parçayken onu nasıl söküp atabiliriz, varken yokmuşcasına daha ne kadar dayanabiliriz? Kin, sevgiyi geçer mi, özlemi örter mi? Kalbini yoklamayı ihmal etme caniçim. Hangisi önde bakmayı ihmal etme.." 
Zarfı elinden alıp sakince giriş kapısının sağındaki odaya, gelinliğinden kalma sandığının başına gidip önüne oturdu. Elini elli yıllık gelinlik sandığının oymaları üzerine gezdirdi. Sağ ön ayağının olduğu yer biraz kararmıştı, iki üç kere de tamir görmüştü ama oymaları ile şimdiki zamanın sanıklarıyla yarışırdı. Köyün ve zulmün ağası babasından kaçıp bir kaç parça eşya dolu bohçasıyla gelmişti Cevdet Bey'in yanına. Hane kurmak da düzen kurmak da yokun içinde zordu. Sevmek üstesinden geliyordu bir çok şeyin, ama en çok dua. Bu oymalı ceviz sandık ise Cevdet Bey'in ilk hediyesiydi. Aslında düğün hediyesi. Hemen yan köyde bir göz oda içine yerleşmiş yeni yeni düzen kurmaya çalışırlarken alıp gelmişti. O zamanlar içini dolduracak kadar eşyası olmasa da geçmişin ve annesizliğin yaralarını bir nebze olsun saran, iyi günlerin, anıların koruyucusu olacak olan bir hediyeydi. 
Elindeki mektuba baktı tekrar. İster istemez düşünüyordu, hiçbir şeyi kendisinden saklamayan Cevdet Beyin  sır gibi sakladığı kırgınlık sebebi, sevdalık eden babanın sevdalık eden oğluna kızmasından belli ki daha öte bir şeydi. Bunları düşünürken bir yandan kapağını kaldırıp en üstte duran sedef kutunun içine özenle yerleştirdi oğlunun mektubunu. 
Öksürerek kapının tahtasına tıklayıp kenarında dikildi Cevdet Bey, bir yandan da belini tutuyordu.
"Ben camiye çıkıyorum cağnım. Oradan Osman Efendiye uğrayacağım, dün akşam rahatsızlanmış, sabah namazda söylediler. Gecikirsem meraklanmayasın." 
Kapıya kadar beraberce yürüdüler. 
"Ben de sabah duydum. Ciddi değil demişler ama işte yaşlılık. Bizim de  yaş ilerliyor Cevdet Bey, yaş ilerliyor."
Paltosunu giyip yakasını düzeltirken dik durmaya çalıştı. "Ben daha genç sayılırı..Ah..Bu benim belim kuşakla geçmeyecek gibi, ne diyorsun?" 
Gülüştüler. 
"Haydi, Allahaısmarladık."
"Güle güle." 





İletişim: nihalyasarr54@gmail.com 📮
Fotoğraf: Zeynep Taşdelen 📷

Yorumlar

  1. Gittikçe içine alıyor bizi, devamını iple çekiyoruz. 🍃

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kalbinize doğru gidiyorsak ne mutlu bize 🎈

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar